Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle

Biyokaçakçılar Türkiye'ye dadandı

Biyokaçakçılar Türkiye'ye dadandı

Dünyanın en zengin bitki florasına sahip olan Türkiye, küresel biyokaçakçıların hedefinde. Bitkileri kaçırmak için akla hayale gelmedik yöntemler kullanan kaçakçıların bir kısmı yakayı ele verse de pek çoğu da yakalanamıyor.

18 Haziran 2015 12:58
font boyutu küçülsün büyüsün


Gömlek içine yerleştirilen kuş yumurtaları, iç çamaşırına saklanan memeliler, toz haline getirilen sahlepler... Bunlar biyokaçakçıların kullandığı sınır tanımayan yöntemlerden sadece birkaçı. Endemik tür zengini Türkiye, biyokaçaklığı önlemek için son yıllarda çalışmalarına hız verdi. Bu kez işin için de MİT de var.

Baharın gelmesiyle doğa uyandı. Canlılar ve bitkiler için şenlik zamanı. Uzun kış uykusundan uyandılar. Günışığıyla buluşmaya başladılar.

Ancak bu uyanış aynı zaman da tehlike zillerinin çalması demek. Son bir ay içinde 3 farklı noktadan biyokaçakçılıkla ilgili haber geldi.

İlki Antalya’nın Kaş ilçesinden… Macaristan uyruklu biri profesör üç kişi, mezarlığa yapılan baskınla yakalandı. Zanlıların araçlarında 365 orkide yumrusu, 58 orkide bireyi, 71 bitki örneği ile güvercin tüyü bulundu.

Bir diğer haber, Mersin’in Çamlıyayla ilçesinden. Ekipler, bu kez arazide kelebek yakalamak için kullanılan atraplarla dolaşan iki Rus’un peşine düştü. Sonuç: sırt çantalarında 37 kelebek ve 45 böcek olduğu ortaya çıktı.

Sonuncusu Ardahan’dan. Posof’ta ormanlık alanda Alman uyruklu 3 kişi yakalandı. Gürcistan plakalı araçlarında nesli tükenme tehlikesi altında olan 14 semender, 1 engerek yılan, 3 kök türü tam olarak tespit edilemeyen bitki bulundu.

Net olan bir şey var, bu daha başlangıç. Biyokaçakçılık mevsimi açıldı. Eylül ayına kadar bölge değiştirerek devam edecek.

Her ne kadar geçmiş dönemlere oranla ‘kaçakçılık sezonuna’ daha hızlı bir giriş yapıldı gibi görünse de işin aslı öyle değil. Değişen tek şey, ekiplerin daha donanımlı ve daha dikkatli olmaları. Bir anlamda Türkiye’nin de farkına varması.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından 2013 yılında Biyokaçakçılıkla Mücadele Projesi başlatıldı. Geçen yıl, 41 ilde saha odaklı yürütülen proje, bu yıl 81 ile yayıldı. DKMP ekipleri saha taramaları, farkındalık çalışmaları düzenliyor. Projenin üç yıllık bütçesi 1.5 milyon TL. Türkiye, gizliliğe önem verdiği için proje için kendi öz kaynaklarını kullanıyor. Herhangi bir hibe programından faydalanmıyor.  

Türkiye, endemik tür zenginliği açısından yabancılar için bulunmaz bir vaha.

Küçük Asya’nın hazinesi

Anadolu Yarımadası’nın literatürdeki bir diğer adı ‘Küçük Asya’. İklim, topoğrafya, flora-fauna zenginliği bakımından bir anakara özelliğinde. Avrupa ve Asya kıtaları arasında köprü. Bitkilerin kıtalararası yolculuğunda soluklandığı bir durak. Bu nedenle tür endemizmi çok yüksek.

Türkiye’de yaklaşık 15 bin bitki türü var. Bunun yüzde 36’sı yani yaklaşık 4 bini dünya üzerinde sadece Türkiye’ye özgü. Avrupa kıtasının tamamında bu kadar yok. En zengin bölgeler Doğu Anadolu ile Güney Anadolu bölgeleri. Flora, tıbbi ve aromatik bitkilerle dolu. Çiçekli bitkiler açısından da cazip.

Hayvan çeşitliliği de yüksek. Türkiye’de 481 kuş, 150 memeli, 130 sürüngen, 30 amfibi, 480 deniz balığı ve 236 tür de tatlı su balığı türü yaşıyor. Bugüne kadar omurgalı hayvan türü sayısı bin 500’e yakın. Omurgalılardan, büyük bölümü balık olmak üzere 100’ü aşık tür endemik. Alageyik ve sülünün anavatanı Anadolu. Türkiye aynı zamanda dünyanın iki büyük kuş göç yolu üzerinde.

Türkiye’de 60- 80 bin arasında arası omurgasız hayvan türü olduğu tahmin ediliyor. Bugüne kadar, bunların yaklaşık 3’te 1’i tanımlanabildi. Türkiye denizlerinde de yaklaşık 700’e yakın omurgasız canlı yaşıyor.

Ne için kaçırılıyorlar?

 



DKMP verilerine göre Türkiye’den en fazla böcek, kelebek, bitki, kuş, yılan, kaplumbağa, kertenkele, salyangoz çalınıyor. Bir de parçalar var. Örneğin, boynuz, tüy, tırnak ve diş gibi

Genetik kaynaklar tıp, endüstri, madencilik, çevre, balıkçılık, ormancılık, hayvancılık, tarım gibi çeşitli sektörlerde hammadde görevi görüyor.

Bitkiler ilâç, gıda, kozmetik sanayiinde önemli bir yere sahip. Zaman zaman sırf süs bitkisi amacıyla da yurtdışına kaçırılıyor.

Böcekler sıcak, soğuk, radyasyon gibi ekstrem koşullara direnç, antibiyotik direnci ve yeni nesil antibiyotiklerin geliştirilmesinde kullanılıyor. Karmin maddesinden dolayı renklendirici olarak kozmetik, ilâç, gıda, sanayii ve boyacılıkta da vazgeçilmez.

Kelebekler genel olarak koleksiyonculara satılıyor.

Kurbağa, semender gibi amfibikler ile salyangoz gibi yumuşakçalarlar gıda, süs eşyası, kozmetik, ilâç amaçlı kullanılıyor.

Kuşlar özellikle gündüz yırtıcıları koleksiyon, bilimsel çalışmalar ve ticaret için kaçırılıyor.

Yılan, kertenkele, keler gibi sürüngenler tıp, kozmetik, tekstil sanayii de kullanılıyor.

Zoolog Haluk Kefelioğlu, yıllardır endemik türler üzerinde çalışan bir bilim insanı. 19 Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Kefelioğlu, her canlının kendine göre bir piyasası olduğunu söylüyor.

“Biyokaçakçılığın geldiği nokta korkunç. Organlar, yumurtalar, tüyler kaçırılıyor. Sürüngenlerimiz, özellikle de zehirli yılanlarımız çok kıymetli. Zehirleri, kanamayı önleyici pıhtılaşmayı sağlayıcı ilâçların yapımında kullanılıyor. Şahinler, kuşlar kaçırılıyor. Türkiye’de çok fazla kıymetini bilmiyoruz. Kafkas Engereğini kaçırdığınızda yakalanırsanız cezası 35 bin TL civarında. Bu hayvan, yurtdışında 125 bin dolara satılıyor. Hırsızlığını yapacak bunu göze alıyor.”

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Nurettin Taş, da biyokaçakçılığın hem çevresel hem de ekonomik bir tehdit olduğunu belirtiyor.

“Biyokaçakçılığa maruz kalan türün doğadaki birey sayısının azalmasına, popülasyonlarının daralarak kaybolmasına, giderek bazı türlerin yok olmasına, böylece ekosistemin bileşenlerinin etkilenerek dengesinin bozulmasına ve ekosistem tahribatına yol açarak biyolojik çeşitliliğin tahribi ile sonuçlanmaktadır. Biyokaçakçılığın diğer bir sonucu ise ekonomik kayıptır.

Örneğin, insan beslenmesinde temel gıdaların başında gelen ve anavatanı Anadolu olan buğdayın yabani akrabaları, hastalıklara, kuraklığa ve tuzluluğa direnç genleri taşıdığından yabancı araştırmacıların ilgi odağıdır. Bu kişiler ya da firmalar, yabani buğdaylardan hastalıklara direnç genlerini belirleyip izole ederek, çeşitli kültür formlarına aktarmak yoluyla geliştirdikleri çeşitlerden patent hakkı elde etmekte ve milyonlarca dolar gelir elde etmektedirler. Bu noktada, fikri mülkiyet hakları, patent gibi özel durumlar ortaya çıkmakta ve bunların menşei ülkede değil de geliştirilen ülke tarafından ele geçirilerek kullanılıyor olması kendimize ait olan genetik kaynağın kaybı ve dolayısıyla ekonomik anlamda da kayıp olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Kaçakçılık rakamları

Türkiye’de son 7 yılda 55 vak’a tespit edildi. Biyokaçakçıların en çok dadandığı bölgeler Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Güney Anadolu.

DKMP verilerine göre İsveç, Danimarka, Fransa, Macaristan, Japonya, Hollanda gibi ülkelerden gelen yabancı uyruklu kişilerin genellikle bitki türlerini; Suriye’den gelenlerin kuş türlerini; Çek Cumhuriyeti, Rusya, Almanya gibi ülkelerden gelenlerin ise kelebek ve diğer böcek türleri ile sürüngen türlerini kaçırdıkları ya da kaçırmaya çalışıyor.

Yasadışı yollardan Türkiye’den en fazla soğanlı bitkiler kaçırılıyor. Bunlardan en bilineni de İstanbul Lalesi. Ancak lale deyince saltanat şehri değil; Hollanda akla geliyor. Kanuni döneminde lale ile tanışan Hollanda bugün dünya tekelini elinde tutuyor.

Türkiye’nin sayılı botanikçilerinden Profesör Hasan Özçelik’e göre durum tahminlerin ötesinde.

“Türkiye’de ne varsa kaçırılmak isteniyor. Fakat önceliği var. Soğanlı, rizonlu, yumrulu bitkiler kaçırılıyor. Buğdayın iki gen merkezinden biriyiz. Biri Meksika diğeri Mezopotamya. Güneydoğu’daki Karadağ’dır. İlk kaçırılan bitki buğday. Türkiye, misafirperverliğini kurbanı. Bir avuç buğday verirsen olay bitiyor. Adamlar, o buğdayı valizine koydu götürdü. Onu orda yetiştirdi. Kendi ırklarını bizim genetik açıdan zengin buğdayımızla ıslah etti. Yeni çeşitler tescil ettirdi. Bize bu buğdayları sattı. Ters lale de buradan kaçırıldı şimdi Eyfel Kulesi’nin altında.  Aslında İmparator Lalesi’dir. Hakkâri dağlarından kaçırılıyor. İstanbul Lalesi, Amasya Lalesi… Halfeti Gülü de ‘Louis 14’ diye satılıyor. Rengi siyahtır. Halfeti gülü olarak tanınmıyor. 2006 yılından bu yana gül çalışıyorum. Avrupalılar Asya’dan çok bitki kaçırdı.”




MİT işin neresinde?

MİT sahada değil. Sahaya giden yolu izliyor. İki önemli hareket noktası var: Strateji ve istihbarat. Menzilini, uluslararası kaçakçılık boyutuna göre belirliyor. Özellikle yurtdışında herhangi bir bitki genetik laboratuvarlarında çalışan bilim insanları MİT’in yakın takibinde. Turistik vizeyle Türkiye’ye girdikleri anda adım adım izleniyorlar. Gerektiğinde dinlemeler de yapıyorlar. Operasyonel süreçte yoklar. Polis ve jandarmaya devreye giriyor.

MİT, özellikle ekonomik getirisi yüksek ve hayati öneme sahip incir, zeytin ve buğday gibi tarımsal ürünlere karşı daha dikkâtli. Senaryolar, en kötüsü düşünülerek hazırlanıyor. Bu iki tarım ürününe bulaştıralacak virüs, Türkiye için ciddi sıkıntı demek.

Gen kaynakları üzerinden yapılacak biyolojik ve kimyasal silâh tehdidi de MİT’in gündeminde. Zira bu tip silâhlar ancak doğada saf halde bulunan endemik bitkiler yoluyla geliştirilebiliyor. Genetiği değiştirilmiş bitki türlerinden biyolojik ya da kimyasal silâh yapılamıyor.


EKİPLER BİYOKAÇAKÇI AVINDA

Türkiye, sahip olduğu biyoçeşitlilikle yabancı bilim insanları ve bu işin ticaretini yapanlar için de cazibe merkezi. Genetik kaynaklara erişim izne tâbi; izinsiz toplanması yasak. Kaçakçılık vak’aları daha çok ihbar mekanizmasıyla ortaya çıkıyor. Ekipler, son yıllarda bilinçlendirme çalışmalarına hız verdi.

Türkiye’deki biyoçeşitliliğin korunmasında birinci sorumlu Orman ve Su İşleri Bakanlığı. Yürütücü kadro Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü.

Milât; 2013 yılı. Çok sayıda bitki ve canlı türü yurtdışına kaçırılan Türkiye, ilk kez Biyokaçakçılıkla Mücadele Eylem Planı hazırladı. Eylem planında bitki ve canlı türlerinin nerelerden, hangi mevsimde ve hangi amaçlar için ‘yasadışı’ ülke dışına çıkarıldığı bilgisi var. Bir anlamda, ekiplerin hareket plânını teyâkkuz halini belirleyen de bir yol haritası.

Biyokaçakçılıkla Mücadele Projesi'nin iki amacı var. Kaçakçılığın önüne geçmek ve mevcut flora ile faunadan Türkiye yararına çalışmalar yapmak.

Proje kapsamında, biyokaçakçılıkla mücadele rehberleri ve eğitici videolar hazırlandı. Türkçe ve İngilizce dillerinde broşür ve afişler bastırıldı. Polis ve jandarmaya eğitimler verildi. Projeye, Sahil Güvenlik Komutanlığı da dahil. Sahil güvenlik ekipleri deniz genetik kaynakları ve biyokaçakçılıkla mücadele konusunda bilinçlendirildi.

Biyokaçakçılıkla Mücadele Projesinin ikinci yılında DKMP ekipleri, sahalara indi. Halkın bilinçlendirilmesi kilit nokta. Nedeni de Türkiye’den izinsiz bitki ya da canlı kaçıranların ihbar yoluyla yakalanması. Mekanizmanın iyi çalışması için halkın da durumun farkında olması gerekiyor.

Riskli bölgeler

Endemik bitki ve hayvan türlerinin olduğu alanlar biyokaçakçılık vakalarına en fazla maruz kalan alanlar. Her bölgenin mevsimi var. Zira, her bitki ve canlı türünün günışığıyla buluşma zamanı değişiyor. Bu yüzden ekipler, mevsimsel bazda alarm konumuna geçiyor.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Nurettin Taş, biyokaçakçıların en çok Akdeniz Bölgesi’ni tercih ettiğini söylüyor.

“Özellikle Toroslar, Amanos Dağları biyokaçakçılık için en çok tercih edilen yerlerdendir. Daha sonra özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi, Kaçkar Dağları gelmektedir. Ayrıca endemik bitki türleri açısından Muğla, Antalya, Burdur çevreleri, Bolkar-Aladağlar, Tuz Gölü çevrelerindeki çorak topraklar, Kaz Dağı ile Uludağ, Munzur Dağları  ve Van-Hakkari-Bitlis çevreleri verilebilir. Endemik amfibi ve sürüngen türleri için doğu ve Batı Akdeniz ile Marmara’nın güneyi; memeli türleri ise Batı Akdeniz, Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz, Batı Toros Dağları ve İç Anadolu’da görülmektedir.”

Baharın ilk demleri yani, Nisan ve Mayıs ayları için öne çıkan bölge, Akdeniz Bölgesi. Burdur-Isparta-Antalya üçgeninde ekipler, halkla buluşuyor. Okulları geziyor, köy kahvelerinde biyoçeşitliliğin abc’sini anlatılıyor.

6. bölge’den Ersan Ağabey

Sakin, sıcak bir gün… Sükunet, önlü arkalı köye giren ciplerin sesiyle yerini hareketliliğe bırakıyor.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge ekipleri, Isparta’nın Gelincik köyünde. 250 hanelik köyde 700 kişi yaşıyor. Geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlıyorlar. İlk durak Gelincik İlköğretim Okulu.

Hedef kitle 5. Sınıf öğrencileri. Öğrenciler gelenleri sınıflarına kabul ediyor. Karşılarında alışık olmadıkları ‘öğretmen’ var. Doğa Koruma ve Sulak Alanlar Şube Müdürü Ersan Berberoğlu, çocuklara biyoçeşitlilik ve endemik türlerle ilgili genel bilgileri aktarıyor. Ancak işin içine biyokaçakçılık girince araziye çıkmayı tercih ediyor.

Öğrencilerle ve DKMP ekipleri Gölcük Tabiat Parkı’na gidiyorlar. Burası, Türkiye’nin ikinci kaldera yani volkanik gölü. Öğrencilerden sorular arka arkaya geliyor. En can alıcı soru, 5. sınıf öğrencisi Başak Tuna’dan: ‘Biyokaçakçıları nasıl tanırız." Yanıt şöyle geliyor:

“Doğada yanlarında resmi görevli olmayan yabancı kimselere dikkat etmek gerek. Ellerinde kelebek yakalamak için ağlar varsa; budama makası varsa; kutu-poşet varsa bu kişilere şüpheyle yaklaşmak gerek. Böyle bir durumda, öğretmen ve müdürünüze haber verin ya da polis, jandarmaya da haber verebilirsiniz.”

Dersi doğanın içinde üstelik uygulamalı görmek öğrenciler için başlı başına bir farklılık. Ezberden ziyade akıllarda yer eden bilgilerle tamamlıyorlar, çalışmayı. Bilinçlendirme çalışması, hedefe ulaşılmışa benziyor.

“Doğa benim için güzellik demek. Bizim yaşamamız için gerekli. Endemik türün ne olduğunu daha önce bilmiyordum. Büyüdüğümde ben doğayı korumaya çalışacağım. Şüpheli bir durumla karşılaştığımda polise haber vermem gerekiyor.”

Sedanur Ayhan tek değil. Öğrencilerin hepsi, daha önce hiç okumadıkları görmedikleri bilgilerle donandı. Ersan ağabeyleri, onları daha önce hiç bilmedikleri bir dünyayla tanıştırdı. Yaşar Oran’ın Sedanur’dan farkı yaşadığı şaşkınlık.

“Böceklerin kaçırıldığını daha önce duymamıştım. Ölü böcekleri de kaçırıyorlarmış. Kurbağaya zarar verdiğimiz zaman aslında bizim de zarar gördüğümüzü öğrendim. Aileme anlatacağım, burada duyduklarımı.”

Çay eşliğinde biyokaçakçılık

Saha çalışmasının diğer ayağı yetişkinler. Bunun için seçilen mekân, köy kahvesi. Gelincik köyü sakinleri henüz tarlalara dağılmamışken ilk çaylarını yudumlamak için geldikleri kahvehanede karşılarında koca koca bitki ve hayvan posterlerini buluyor.

Berberoğlu neden geldiklerini anlatıyor. Köylüler olup biteni anlamaya çalışıyor. Bilgilendirme toplantısı yaklaşık bir saat sürüyor. Toplantının sonunda hayvanlarına otlattıkları bitkilerin, terlikle ezdikleri böceklerin ne anlama geldiğini öğreniyorlar.

Köy muhtarı Erkan Sezgin köylerinde daha önce buna benzer bir çalışma olmadığını ve çiçeğin-böceğin hiç gündemlerinde olmadığını söylüyor.

“Daha önce böyle ekipler gelmemişti, bu ilk. İnsanları bilgilendirmek çok güzel. Memnun olduk, bizim köyümüzü bilgilendirdikleri için mutlu olduk. Allah’ın verdiği her türlü çiçeğin böceğin korunmasına ihtiyacımız var. Doğal dengenin korunmasına çok ihtiyacımız var. Bu konular, hiç gündemimizde yoktu, çünkü daha önce duymamıştık. Bilgi olmadığı için de etrafımızdakilerin ne olduğunu bilmiyorduk. Biyokaçakçılığı da ilk kez duyduk. Eğer bir kaçakçılık olduysa da kimlik kontrolü yapmamız lazımmış, bunu öğrendik.”

DKMP ekipleri tecrübeli, organize. Halkın nabzını tutmakta başarılılar. Bu daha başlangıç; gidecekleri çok köy ve okul var.

Cuma hutbesinde "ekolojik denge"

Biyokaçakçılığın ne olduğu, nasıl bir tehdit olduğunun anlatılması için DKMP birden farklı yollar kullanıyor. İşte bu yönetmlerden biri de Cuma Hutbeleri. Amaç daha fazla kitlelere ulaşmak.

Geçen hafta Burdur’daki tüm camiilerde okunan hutbelerde cemaatten, yabancı ülkelerden gelip çevrede bitki böcek canlı araştırması yapan kişilere karşı dikkatli olunması istendi. Hutbeden bir bölüm şöyle:

“Yüce Allah, insanın da içinde bulunduğu tabiat, canlı ve cansız varlıklarıyla birlikte bir düzen ve denge içinde yaratmıştır. Kainatta var olan bu düzen ve denge 'ekolojik denge' olarak da ifade edilmektedir. Ekolojik dengenin korunması için canlıların ve biyolojik çeşitliliğin korunması gereklidir. Ülkemizin sahip olduğu zengin ve nadir biyoçeşitlilik bilimsel araştırma, koleksiyon ve ticari amaçlar güden birçok yabancı için ülkemizi çekici hale getirmektedir. Çevremizden izinsiz bitki ve hayvan örnekleri, parçaları toplamak üzere ülkemize gelen yabancılar turizm, bilimsel amaçlı toplantılara katılım gibi masum amaçlarla gelerek asıl amaçlarını gizlemekte ve topladıkları örnekleri yurt dışına kaçırmaktadırlar. Bu nedenle çevrenizde; bitki, hayvan, böcek vb. materyal toplayan yerli veya yabancı kişiler görüldüğü zaman hemen Jandarma ya da Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün yerel teşkilatına ve diğer kolluk kuvvetlerine haber verilmelidir”

Cuma Hutbeleri, sadece Burdur’da değil, endemizm açısından zengin ve riskli bölgelerin tamamında okunuyor.








Bu haber 1,312 defa okundu.


yorumlayorum ekle


Yorumlar


  henüz yorum yok








İyilik Güzellik'te arama yapın