En Sıcak Konular

Kaçkarlar tehdit altında

8 Eylül 2015 11:06 tsi
Kaçkarlar tehdit altında Ayder Yaylası'nda mütevazi yayla evlerinin yerini konaklar, oteller, beton yığınları almaya başlamış...

İlk sürprizi Trabzon-Rize otobüsünde yaşıyoruz. Kıyı boyu süren yeşillik ve dağlardan inen derelerin çizdiği manzaraya birden bire İngiliz çim kültürünün etkin olduğunu sandığımız tepelikler karışıyor.

Bu "çimler" giderek tüm tepeleri kaplıyor.  Çim değil, çay tarlaları olduğunu anlıyoruz bir müddet sonra. İngiliz bahçe/çim uzmanlarını kıskandıracak bir düzen var evlerin önünden uzanan çay bahçelerinde. Yol Fırtına Deresi, Çamlıhemşin'e doğru yükselirken, manzara da değişiyor. Tepelerin arasından denize dökülen dere, sanki dağların derinliklerinden gelir gibi nerede ise karanlık bir vadiye akıyor. Yol, dere ile dağ arasında sıkışmış uçurumun kenarından geçerek ilerliyor.



Yaylalar yok olmakla karşı kaşıya…

Çamlıhemşin gibi kıyıya yakın, kışın ılımlı geçtiği yerlerde ev ve ahırlara inilir kasım sonu. Aralık-şubat ayları kurutulmuş ot ve yemle beslenen hayvanlar, nisanda ilk yolculuğa çıkar. Karın çekildiği, otların yeşerdiği bin metre yüksekliğindeki yaylalardır ilk durak. Mayıs, haziran aylarında orta ve üst köylere çıkılır. Temmuz ve ağustosta yaylalar hayata kavuşur. Dağ yamaçlarındaki son "yerleşim" mekânlarıdır yaylalar. "Yerleşim" terimini kullanmak biraz abartılı aslında. Her yıl gelinen, Türkmenlerin "yurt" dediği ve çadır kurduğu yerler gibidir yaylalar. Yalnız burada, nasıl yapıldığını merak ettiğiniz kesme taşlarla, "evler" ve ahırlar vardır. Evlerle ahırları ayırt etmek zor da olsa, dikkatli bakarsanız farkı görebilirsiniz. Taş duvarlar üzerine ağır taşlarla oturtulmuş saclar insan boyu tavanlar size buranın bir ev olduğunu söyler. Her şey birkaç hafta için ve kısa zamanda terk edilmek üzerine kurulmuştur. Yaylalar, sanki tabiat ve kardan izin alınmış, ödünçmüş gibi bu altı hafta kullanılır. Ağustos sonu eylül başında yine aynı etaplarla vadiye doğru inilir, en geç aralıkta hayvanlar Çamlıhemşin yamaçlarında, ahırdadır. Göç ve yeşermekte olan turizm, bölgenin ekonomi ve sosyal yapısını derinden etkilese de hayvancılığın bundan bir nesil öncesine kadar en etkin yaşam kaynağı olduğunu bugün de görmek mümkün. Hayvancılık tüm yapısal engellere, devletin kayıtsızlığına rağmen hâlâ önemli bir gelir kaynağı. Ancak bugün ne yazık ki bölge ekonomisinin, yayla kültürünün omurgasını oluşturan hayvancılık tehdit altında. Bir nesil öncesine göre hayvan sayısı yok denecek kadar az.  Bundan yirmi-otuz yıl önce Yukarı Kavrun Yaylası'nda temmuz ve ağustos aylarında 3 bin büyük, 2 bin küçükbaş hayvan olurmuş.  Bugün yaylada 100 büyük, birkaç küçük hayvan var artık. Yaylalara çıkan aile sayısı azaldığı gibi, hayvan sayısı da düşmüş. Hayvancılıkla ilgilenen kadınlar 50-70 yaşları arasında. Gençler neredeyse yok. Önlem alınmaz ise yaylalar yok olmakla yüz yüze kalacak. Hayvancılık yapan aileler yaylalar için hayat kaynağı. Yaylaların turizm veya yazlık konut mekanı olarak yaşayabilmesi sadece hayvancılık yapan nüfus ile mümkün. Hayvancılık ölürse yaylalarda turizmin altyapısı da yok olur. Yaylaların ekolojik dengesi de bozulmak üzere.

Yaylalarda hayvancılık tüm yapısal engellere, devletin kayıtsızlığına rağmen hâlâ önemli bir gelir kaynağı.

Son yıllarda hayvanların yayılmadığı yaka ve sırtlarda toprak kaymaları başlamış. Yaylaları birbirine bağlayan "keçi yolları" görünmez olmuş. Samistal Yaylası (2600 m) ile Yukarı Kavrun (2200 m) Yaylası arasında üç saate gidilecek yolu, beş saatte yürüyebildik.



Ayder, küçük bir şehre dönüşüyor

Yirmi yıl önce çıktığımız Kaçkar Dağlar, Avrupa ve İsrail'den gelen dar bir kitle için çekim merkezi idi. Kaçkar, Verçenik zirveleri Alpler kadar çetin olmasa da, kuzey yamaçları Alpler'den farksız.

Kaçkar zirvesinin en popüler rotası ise güneyden Artvin üzerinden. Özellikle Türkler bu rotayı tercih ediyor. Dilberdüzü (2800 m) mevkiinde kamp kurup zirveye çıkmak oldukça kolay bir çıkış, bir nevi "trekking". Dağcılık tecrübesi gerekmediği gibi, sis riski de yok güney rotasında. Yolda kalmak, kaza yapmak istemiyorsanız kondisyona ihtiyacınız var sadece. Buna rağmen yorulup yarı yoldan dönen de az değil. İngiliz, Alman, Fransız, İsrail'den gelip Kaçkarlara çıkan turistler artık yalnız değil. Yirmi yıl öncesine göre, "yabancı" turistleri sayı olarak gölgede bırakabilecek "yerli" dağcılar yollara düşmüş. İstanbul, İzmir gibi şehirlerden gelen genç üniversite öğrencilerinin yanı sıra, orta yaşlı veya emeklilerden oluşan gruplarla karşılaşıyorsunuz. Adana, Mersin, Bursa, Konya, Dersim, Erzurum'dan gelmişler, zirveye çıkmaya hazırlanıyor veya zirveden dönüyorlar.

Dünyanın birçok bölgesinden gelen turistler yaylalara özelllikle dağcılık yapmak için çıkıyor.

Fransız, İsviçre, İtalya Alplerinde yerleşmiş turizme bir göz atmak Kaçkarlarda turizmin geleceği ve potansiyelini görebilmek için ilginç bir ölçek. Alplerde de hayvancılık ve yayla kültürü Kaçkarlardan farklı değilmiş, bugün Alplerde hayvancılık tüm zor koşullara rağmen devlet desteği ile ayakta duruyor. İsviçre vadileri ilginç üretim merkezlerine dönüşmüş ama bundan yüz yıl önce yayla olan Davos, Arosa, Lenzerheide gibi yerleşim merkezleri dağ turizminin can damarı olmuş. Demiryolunun yüz yıl önce ulaştığı bu merkezler ile Yukarı Kavrun veya Palovit Yaylası'nı karşılaştırmak doğru olmasa da, veriler pek farklı değil. Dağların güzelliği, bozulmamış tabii dokusu, bitki örtüsü, yaban hayvanı, iki bin metreye kadar yükselen orman sınırı ile Kaçkarların her yönü ile Alplerden daha çekici olduğundan emin olabilirsiniz. Bu dağlarda yürüyüş, zirve yapmaya gelen dağ turizmi yanında, Kaçkar vadilerinin serinliğini, yeşilliğini arayan yeni bir turizm de yerleşmeye başlamış.

Bu turizmi desteklemek için doğanın korunması yanında, kazma kürek ile yayla yollarının açık tutulması, yaylalar arası yol güzergahlarının işaretlenmesi dışında yapılması gereken pek bir şey yok. Yaylalarda çoğalmaya başlayan pansiyonlar bu grubun ihtilaçlarına cevap veriyor zaten. Servisin kalıcı ve kaliteli olması için pansiyon ve yaylaların hukuki altyapısı, tapusu vs. sağlam temellere oturtulmak zorunda. Kaçkarlarda devletin yapmadığını halk yapıyor. Mesela yöre sakinlerinden Firdevs  Şahin, Yukarı Kavrun (Rize) ile Olgunlar Yaylası (Artvin) arasında oldukça işlek yolu 6 gün boyunca beş işçiyle çalışarak daha güvenli bir hale getirmişler.  Yukarı Kavrun, bölgenin büyük yaylalarından sayılır. Yirmi yıl önce geldiğimizde, yolu henüz olmadığı için Ayder'den yürüyerek çıkmıştık. Ayder'de ilk "hotel" denebilecek yerler vardı, Yukarı Kavrun'da  ise sadece çay ve ayran servisi yapan bir "kahvehane". Şimdi ise pansiyonlar var artık. Yayla mimarisinden esinlenmiş, tavanları iki metreyi bulmayan bu pansiyonlar, lüksten uzak olsa da, yorgun dağcılar için iyi bir dinleme olanağı sunuyor. Yol da yapılmış, minibüsler inip çıkıyor. Fakat burası kötü yönetilen bir turizm merkezine dönüşüyor.

Ayder, aktif dağ turizmi için değil "hava almak" için gelen yeni bir turist kitlesi ile büyüyor.  Artık yayla değil, küçük bir şehir. Orta yükseklikte (1000 m) olan bu eski yayla, gençler için de hayli ilgi çekici. "Rafting" henüz sarp, hızla akan akıntılarda yapılmıyor ama Çamlıhemşin'de yapılan bu sporun üst derelere çıkması sadece zaman meselesi. Bugün sığ sularda deneyen gençleri birkaç yıl sonra, küçük botlarla Fırtına Deresi'nin yüksek sularından inerken izlerseniz şaşırmayın.


Arap Turistler  yaylalarda…

Trabzon Havaalanı'na iner inmez Araplarla karşılaşıyorsunuz. Otomobil kiralanan bürolarda koca koca Arapça afişler.  İngilizce olanları çok daha küçük.

"Yeşil vadi" satan emlakçılar masa kurmuş. Fiyatları merak edip soruyoruz. Masanın arkasında duran gencin  şivesi Arapça bildiğini gösteriyor. Suriyeli Türkmenlerdenmiş. 100 metrekare evlerin 200 bin dolar civarında satıldığını söylüyor. Müşterilerin tümü Arap tabii ki... Rize yolu üzerinde henüz bitmiş veya inşaat halinde TOKİ mimarisini andıran çirkin kompleksler, satışların iyi gittiğine işaret ediyor.  Çamlıhemşin ve Ayder'de Arap ailelere rastlıyorsunuz. Zengin oldukları inancı yaygın ama değiller. Otel işletmecileri şikayetçi. Dört-beş çocukla bir odaya yerleşiyorlarmış.  Hatta daha az para verebilmek için çocukların yaşlarını  küçük göstererek, ikinci bir oda tutmamaya çalışanlar da varmış.  Ancak, hava sıcaklığı 5 dereceye kadar düşen yaylaların Araplar için hiç de cazip olmadığını öğreniyoruz.

Mütevazı evlerden konaklara…

Vadinin dik yamaçlarına kartal yuvası gibi konmuş, nasıl yapıldığını, kimin yaşadığını merak ettiğiniz evler görüyorsunuz. Gerçek olduğuna inanamadığınız, masallardan bildiğimiz ulaşılması zor kaleler gibi yamaçlarda sanki asılı duruyorlar. Bu evlerin sadece konumları değil, mimarileri de harika! Ayrıca Karadeniz'in batısından doğusuna etkin ahşap ustalığı yeni bir boyut kazanmış burada. Mütevazı evler ile bir zamanların zenginliğini günümüze taşıyan konakların mimarideki ortak üslubunu görmemek mümkün değil. Evleri vadiye bağlayan yüzlerce metre uzunluğunda halatlar, ev ve vadiden geçen yola iki noktadan asılmış. Her türlü yükü vadiden evlere taşıyan ve adeta "teleferik" işlevini gören bu halatlar, hayatı biraz da olsa kolaylaştırıyor.  Yollar yapılmış son yıllarda ama inip çıkmak hala çok zor. Sadece mesafe kısalmış biraz. Bir de bu bölgeye özgü şekillenmiş "Arı evleri" var. Ayıların tırmanamayacağı yükseklikte ulu ağaçların dallarına asılmış "kara kovan" bilinen ve en eski görüntü. Kovanlar geometrik ölçülere özen gösterilmiş gibi yerleştirilmiş, ziller asılı sağda solda.

Güneşli bir gün yola çıktığınızda bacadan bir duman gibi sis kitlesinin vadinin derinliklerinden yükselmekte olduğunu görürsünüz.


Karadeniz havası deyip geçmeyin!

Karadeniz soğuk, kuru kuzey rüzgarlarını bile yumuşatıp nemlendirerek verir Kaçkar vadilerine. Otlar nemlidir hep, yapraklarda su damlacıkları oluşur ve süzülerek toprağı besler. Kuzey rüzgarları sanki es geçer Kaçkar vadilerini. Artvin, Erzurum yaylalarına geçitler 3 bin metrenin altında değildir. Kış ve yazı, on dereceyi geçen bir ısı farkıyla yaşarsanız. Kasım ayından sonra yaylalar kar altında, yollar geçit vermez Kaçkarlarda. Kar yağışının küçümsenmeyecek boyutta olduğunu, temmuz ayında bile erimemiş, derelerin üzerinde köprü gibi duran çığ kalıntılarından da anlayabilirsiniz.  Kış sporu için kuru, toz gibi ince kar Erzurum yaylalarına özgüdür. Karadeniz Bölgesi'nin bol yağmur aldığı bilinir. Yağmur yeşilin tek kaynağı değil Kaçkar yamaçlarında. Güneşli bir gün yola çıktığınızda bacadan bir duman gibi sis kitlesinin vadinin derinliklerinden yükselmekte olduğunu görürsünüz. Biraz zaman alır ama bir müddet sonra her yer sis altındadır. Serin bir rüzgar getirir bu sisi, önce teninizin yumuşaması, sonra saçlarınızdaki damlacıklardan hissedersiniz, giderek yağmur gibi görünür olan rutubeti. Karadeniz'e açılan vadilerde, Hindistan'dan binlerce kilometre kuzeyde çay tarlalarının gizemi bu sisli yumuşak yaz havasında yatar. Sanki sihirli bir el çay bitinkisini, yayla ve otlakları arada bir sulamak için programlanmış gibidir.


Bu haber 1,664 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    13240 µs