Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle

Mutlu evliliğin sırları!

Mutlu evliliğin sırları!

Eşini sonsuza kadar sevenler de var, 3 günde boşananlar da. Evlilik hayatında hangi tavırlar, tutumlar sevginizi perçinler?

19 Nisan 2009 22:18
font boyutu küçülsün büyüsün


Ali Rıza Temel’in yazısı:

İslam’da evliliğin ufku cennete uzanan beraberlik

Beraberliğin en canlı ifadesi evliliktir. Yakınlık mesafeyi çağrıştırır, beraberlik ise bütünlüğü ifade eder. Karı-kocanın bütünlüğü Kur’an-ı Kerim’de şöyle belirtilir:

“Hanımlarınız sizin örtünüz siz de onların örtülerisiniz.” (Bakara, 187)

En sağlam sözleşme evlilik akdidir. Kur’an-ı Kerim’de bu sözleşme “misak-ı galiz” olarak tanımlanmıştır. Ehli sünnete göre muvakkat (süreli) nikâh caiz değildir.

Sağlam temel üzerine kurulan aile yuvasının devamı sevgi ve saygıya bağlıdır. Sevgi ve saygı aile binasının demiri ve çimentosu hükmündedir. Sevgi yuvayı adeta cennete çevirir. Dünyada cennete çevrilen yuvanın öte dünyada ebedi cennette de devamı arzu edilir. Bu arzuya dair çarpıcı iki misal sunalım:

Ashabı kiramdan Ebu’d Derda’nın hanımı Ümmü’d-Derda şöyle dua etmişti: Ya Rabbi! Ebu’d-Derda bana talip oldu, dünyadan benimle evlendi. Ben de senden onu talep ediyor, cennette beni ona eş yapmanı istiyorum. Kocası Ebu’d-Derda da: Eğer istediğin buysa ve ben önce ölürsem benden sonra kimseyle evlenme dedi. Neticede Ebu’d-Derda vefat etti. Ümmü’d-Derda çok güzel ve alımlı bir kadındı. Muaviye kendisine evlenme teklifinde bulundu. Ümmü’d-Derda ise şu karşılığı verdi: Asla olmaz. İnşallah cennette Ebu’d-Derda ile evlenebilmem için bu dünyadan kimseyle evlenmeyeceğim. Vefatına yakın Ümmü’d-Derda kocasına: Sen öldükten sonra muhtaç duruma düşersem sadaka kabul edeyim mi? Deyince Ebu’-Derda: Hayır, çalış ve elinin emeğiyle geçin. Ya çalışma gücüm kalmazsa? O takdirde otla idare et fakat sadaka kabul etme, dedi. (İbn Cevzi, Sıfatü’s-Safve, I, 641-642)

Karı koca sevgisinin en çarpıcı misallerinden birisi de Ümmü Seleme validemiz ve kocasıdır. Ümmü Seleme bir gün kocası Ebu Seleme’ye şöyle demişti: Duyduğuma göre cennetlik kocası ölen cennetlik bir kadın sonradan başka biriyle evlenmezse Allah onu kocasıyla cennette bir araya getirecekmiş. Bunun gibi; cennetlik karısı ölen cennetlik bir koca sonradan başka bir kadınla evlenmezse Allah onu cennette karısı ile birleştirecekmiş. O halde gel seninle sözleşelim. Ne sen benden sonra evlen, ne de ben senden sonra evleneyim. Bunun üzerine Ebu Seleme: Sen bana itaat eder, sözümü dinler misin? Dedi. Ümmü Seleme de: Ben sana sadece sözünü tutmak ve itaat etmek için danışırım, deyince Ebu Seleme: Ben öldüğümde sen evlen dedi ve: Allah’ım! Ümmü Seleme’ye benden sonra benden daha hayırlı, onu hor görmeyecek, incitmeyecek bir koca nasip et diye dua etti. Ümmü Seleme validemiz kocası vefat edince Resulullah’a geldi, kocasının vefat ettiğini, onun için nasıl dua edeceğini sordu. Resulullah da: Allah’ım! Beni ve kocamı bağışla. Onun ardından bana ondan daha hayırlı, daha güzel bir bedel ihsan eyle diye dua etmemi söyledi. Ümmü Seleme bu duayı okumaya devam etti. Neticede Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer Ümmü Seleme’ye talip oldular fakat o kabul etmedi. Resulullah talip olunca: Yâ Resulallah! Ben kocama çok düşkün bir kadınım korkarım ki benden uygunsuz bir hareket görürsün de ilahi azaba uğrarım, ayrıca ben yaşlıyım ve çoluk çocuk sahibiyim, dedi. Resulullah da: kıskançlığını gidermesi için dua edeceğini, kendisinin de yaşlı olduğunu ve çocuklarına kendi çocukları gibi bakacağını söyledi. Onunla nikâhlandı. Ümmü Seleme Habeşistan’a hicret edenlerdendi. İnancından ötürü çok çile çekmişti. Allah onu Resulullah’a eş yaparak mükâfatlandırdı. Demek ki ilk kocası Ebu Seleme’ye bu durum malum olmuştu ki, ona daha hayırlı bir eş nasip etmesi için Allah’a dua etmişti. Bu da aşırı sevginin ifadesidir. Hanımını kendinden daha çok sevip düşünmeseydi, onun evlenmesini tavsiye etmez ve böyle duada bulunmazdı. Ebu’d-Derda’nın tavrı da hoştur. Zira hanımın arzusuna uymuştur. Onu kendinden daha çok mutlu edecek bir eş çıkacağını bilseydi belki de Ümmü’d-Derda’ya evlenmesini tavsiye edecekti.

Sevgi, sadakat, vefa

Sevginin, sadakatin, vefanın zaafa uğradığı, şehvetin, şöhretin, servetin ve menfaatin ön plana çıktığı günümüz dünyasında Ümmü’d-Derda, Ümmü Seleme ve eşlerinin göz yaşartıcı tavırlarına hasret duyulmaktadır. Misak-ı galiz pamuk ipliğine dönmüştür. Kimse zahmet çekmek istemiyor, fakat zahmetsiz de rahmet olmuyor. Evlilik akitleri ticari akitler gibi resmiyete büründü. Ticari şirketler sırf maddi kazanç ve kar için kurulur, evlilik ise sevgi ve rahmet üzerine bina edilir. Evlilik bir ibadettir. Nefsi haramlardan koruma, hayırlı nesiller yetiştirme, sorumluluk üstlenme gibi pek çok hayırlara vesile olmaktadır. Ev, anaokuludur. Bu okulun öğretmeni annedir. Nesiller burada oluşturulmaktadır. Böyle bereketli bir kurumun titizlikle korunması, üzerine titrenmesi gerekir.

Dünyadaki birlikteliğin ahirette de devamı arzu edilir. Zaten ahiret boyutu olmayan şeyleri değeri de, önemi de yoktur. Zira dünyadaki her buluşma neticede ayrılmayla sonuçlanmaktadır. Bu durum ebedi mutluğu gölgelemektedir.

Ayrılığı olmayan birliktelik cennettedir. Her şey sonu cennete varacak şekilde planlanmalıdır. Cennette de devam edecek mutlu bir beraberliğin sağlanması için aile binası iyi niyet, akıl ve sabır zeminine kurulmalıdır.

Tabiinden büyük muhaddis Şa’bi’nin anlattığına göre, Kadî Şureyh kendisine Temim kabilesinden bir kızla evlenmesini tavsiye etmiş. Zira kendisi de aynı kabileden Zeynep isimli bir hanımla evlenmiş. Hanımının bazı meziyetlerinden bahsetmiş, anlattığına göre hanımının teyzesi zifaftan önce iki rekât namaz kılıp, yuvanın saadeti için dua etmişler. Sonra hanım Kadı Şureyh’e şunları söylemiş: Efendi! Ben yabancı bir kızım, sevdiğiniz memnun olduğunuz şeyleri bana bildirin ki, arzunuza uygun bir şekilde hizmetinizi yapabileyim. Hoşlanmadığınız şeyleri de söyleyiniz ki onlardan sakınayım, beğenmeyeceğiniz bir hale sebebiyet vermeyeyim. Yüce Allah’tan seni ve beni bağışlamasını, İslami bir aile hayatı kurmaya muvaffak kılmasını niyaz ederim. Temeli bu anlayışla atılan aile binası kolay kolay sarsılmaz. Bu bina şeytani ve nefsanî depremlere karşı dimdik ayakta durur. Bu ocak sönmez, ihlâs ve samimiyetle bereketli bir zemine dikilen bu kutlu ağaç, bereketli meyveler verir. Bu meyvelerden bütün insanlık istifade eder.

“Boşanma ile Arş-ı A’lâ titrer.”

Mutlu aile yuvasının sarsılmadan devamı için taraflara büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Eşlerin birbirlerini tanımaları, sempati ve antipatilerini öğrenmeleri, ortak bir çizgi belirleyebilmeleri, belirli bir süre ister. Birbirlerini tanıma ve ortak bir çizgi oluşturma anına kadar tarafların çok sabırlı olmaları gerekir. Duyguları kontrole etmek zordur. Fakat akıllı ve sabırlı davranılırsa problemler kolay çözülür. Yuva kurulurken her şeye rağmen birlikteliğin devam ettirilmesi prensibi esas alınmalıdır. Zira yeni bir yuva kurmak yeni bir eve taşınmak gibi değildir. Taşınmak, kurulu bir düzeni başka bir evde devam ettirmektir. Yeni evde eşya düzmek kolaydır. Fakat bozulduktan sonra yeni bir aile düzeni kurmak fevkalade zordur. Zira boşanma bir yıkımdır. Hele çocuklar varsa bu yıkım onların ruhlarında deprem etkisi yapar. Adeta analı babalı yetim hayatı yaşarlar, hayatları, duyguları parçalanır. Boşanmanın felaketini Hz. Peygamber: “Boşanma ile Arş-ı A’lâ titrer.” buyurarak dile getirmiştir.

Günümüz dünyasının en büyük tehlikelerinin başında aile yuvalarının ve ailevi değerlerin çökmesi gelmektedir. Manevi ve ahlaki değerlerin çözülmesi toplumu sarstığı gibi aile kurumunu da dinamitlemektedir.

3 günde tanışıp 5 günde ayrılanlar

Hz. Hatice, Hz. Fatıma, Ümmü Seleme, Ümmü’d-Derda gönlüne ve anlayışına sahip hanımlar yetiştirmek, dert, çile ve yokluklar içinde hayatın ağır yükünü naz, kapris ve şikâyetten uzak olarak yüklenen fedakâr Anadolu kadını örneklerini çoğaltmak gerekir. 3 günde tanışıp 5 günde ayrılan sorumsuz, laubali, eyyamcı, üretmeyip çılgınca tüketen, sabretmeyi, şükretmeyi bilmeyen sadakat ve fedakârlıktan uzak çağdaşlık ve modernlik (!) vurgunu yemiş hanımlar istikbali omuzlayacak nesiller yetiştiremezler. Hanımlarda aranan bu üstün vasıflar elbette erkeklerde de aranacaktır. Aksi halde eşler arasında küfüv (denklik) olmazsa, birliktelik devam etmez.

Yuvanın sağlıklı bir şekilde devamı için eşlere, ailelere, okula, çevreye, devlete ve hatta dünyaya önemli görevler düşmektedir. Özellikle bu konuda medyanın sorumluluğu daha büyüktür. Boşanmayı özendirecek, aile kurumunu sarsacak fiil ve davranışları ihtiva eden programlardan uzak durmaları gerekir. Yıkıcı değil yapıcı olmak herkesin görevidir. Olumsuzluklar er ya da geç yapanlar da dâhil olmak üzere herkesi etkilemekte, dünya ve ahiret mutluluğunu zedelemektedir. Dini ve ahlaki değerleri ihya etmek, sosyal dokuyu güçlendirmek, her türlü ilişkiyi sevgi ve dostluk esasına oturtmak cennette de devam edecek bir birlikteliğe yol açar.

Ebedi sevgi ve dostluk dilekleriyle.

Ali Rıza Temel








Bu haber 1,680 defa okundu.


yorumlayorum ekle


Yorumlar (1)
  • karizma / 20 Nisan 2009 01:30

    çook güzel..

    teşekkürler yazınız için. Evlilik emek ister, saygı,sevgi, sadakat vefa ister. Maalesef şimdiki zamanda medyanın çok etkisi var, insanlarda evliliğin kutsallığını bilmiyorsa boşanma kolay oluyor.







İyilik Güzellik'te arama yapın